27 Aralık 2019 Cuma
KÜBA / VARADERO GEZİ NOTLARI
27 OCAK 2017 ( CİENFUEGOS - VARADERO )
Dün, gerçekten sağlam yorulmuşum. Derin bir uykudan sonra sabahın 06’sında kendime gelmiş olarak uyanabiliyorum. Kahvaltı faslından sonra çantaları toplamaya başlıyoruz. Bugün başka bir Küba kentine gidiyoruz, Küba turizminin göz bebeği Varadero’ya. Aslından buradan hoşlanmayacağımı, tamamen turistlere daha doğrusu paket turizmine özel adeta bie film platosu olduğunu hissediyorum.
Ama; gezmenin kriteri yok bence, Küba turizm sektörüne nasıl hazırlanmış, söylendiği gibi Küba yurttaşlarının bile giremediği ,sadece turizm sektöründe çalışanların aidiyeti olduğu bir turizm cenneti mi Varadero, buraları gezmek için yeterli nedenler bence.
Elena ile vedalaşıp Avenida 56 boyunca yürüyoruz. Yol, herhangi bir araca binmeye değmeyecek kadar yakın, ilk gelişimizden biliyoruz bunu. Burada da, aynı kaygıları yaşıyorum. Aylar önceden Viazul rezervasyonlarını internet üzerinden yaparken, turistlere dönük, konforlu hattâ ayrıcalıklı yolculuklar yapacağımızı sanıyordum. Zira, ödediğim ücretler yazımın başında verdiğim listede görüleceği gibi hiç de küçük değildi. Oysa; bugüne kadar gördüm ki, yerel halkın kullandığı terminalleri kullanıyoruz ve otobüsler de Omnibus otobüslerinden daha kötü.
Terminale giriyoruz, rezervasyon ofisi henüz kapalı. Cienfuegos, Havana veya Trinidad kadar turist almıyor olmalı, terminalde de yoğunluk yok, ofis açılıyor, fazla beklemeden gerilmeden bilet çıktılarını alıyorum, perone girecek otobüsü bekliyoruz.
İlginç olduğu için anlatacağım bir olay yaşıyorum, otobüsün gelmesini beklerken. Hiç olmaz ama, burada oluyor, ani bir şekilde bağırsaklarım hareketleniyor ve acil tuvalete gitme ihtiyacı hissediyorum. Sorduğum herkes başka bir yere yönlendiriyor beni. Yandaki tren garına bile gönderiyorlar, ancak, hiç bir yerde tuvalet yok.
Tekrar Viazul ve Omnibus’un müşterek kullandığı binaya geliyorum. Son bir ham le ile koridorda dolaşan kılıksız bir adama tuvalet soruyorum. Hemen arkasındaki bir odayı gösteriyor, oldukça iyi döşenmiş süslü odada üniformalı asık suratlı bir kadın oturuyor. Muhtemelen, buranın müdürü veya şefi. Çekmecesinden çıkardığı anahtarı, çağırdığı odacı veya meydancıya benzer birine veriyor. Yandaki bir kapıyı açıyor. Evet, burası bir tuvalet, ama klozet neredeyse ağzına kadar dolu, sular akmıyor, yerlerde kullanılıp atılmış pis gazete kağıtları birikmiş.
Allahtan, çoğunlukla yanımda kağıt mendil taşırım, neyse, işimi görüp çıkıyorum. Adam, kapının yanında beni bekliyor, yanından geçerken para istiyor, 1 CUP uzatıyorum, bozulur gibi oluyor. Pek çok yerde, temizliğine ve düzenine imrendiğim Küba’da, bu kentin otobüs terminalinde ve tren garında umumi tuvalet bulunmaması şaşırtıyor beni.
Şimdiye kadar en fazla köpeği Cienfuegos’ta gördüm. Trinidad’da sadece turistik zonlarda, onları besleyen turistlere yakın olmak için yoğunlaşmışlardı, ama; burada her sokakta her köşede sürüler halinde köpek görüyoruz dünden beri. Çoğu da, sıcaktan uyuz olmuş, yara bere içinde, ıstırapları gözlerinden okunuyor.
Görevli çantalarımızı aldı, ciddiyetle etiketledi, el arabasına yerleştirdi, gözünü kırparak bahşiş kutusunu gösterdi, 1 CUP attım içine tıngırdatarak, karşılığında içten bir “ gracias “ aldım.
Hareket ediyoruz, otobüsün şaftından felaket bir uğultu geliyor. İnşallah 185 kilometrelik yolu kazasız bitiririz de 2.5 saat sonra Varadero’ya salimen varırız.
İlk koloniyal yerleşimlerden biri olan 4000 nüfuslu Yaguaramas’tan geçiyoruz. Fuel Oil Enerji Santralinden çıkan kapkara dumanların Yaguaramas üzerine düştüğünü görünce aklıma Yatağan geliyor. Toprak yollardan kırmızı bir toz kalkıyor, bakımlı bakımsız evlerin çiçeklerinin üzerine konuyor sonra.
Ardından, Horquitas yerleşimi geliyor. Daha hareketli bir yerleşim, bir o kadar da tozlu sokaklarında köpek sürüleri var.
Horquitas’tan sonra, domates, ayçiçeği ve meyve bahçeleri olan bakımlı arazilerin arasından ilerliyoruz. 97 kilometre sonra Playa Giron’a geliyoruz. Burası, Karaip sahillerinin dalışa en uygun yerlerinden birisi ve çok turist alıyor. Devrim sonrası, CIA’nın diasporadaki Kübalılarla örgütlediği Domuzlar Körfezi çıkartmasının yapıldığı yerin hemen yanında. Kristal suları ile Küba’ya gelenler için tam bir cazibe merkezi.
Şoför on dakikalık mola verince karşıdaki Hotel Playa Giron önüne kadar yürüyorum. Şoför “ fazla uzaklaşma “ uyarısı yapıyor. Sonra,orman içinde ilerlemeye başlıyoruz Playa Largo’ya doğru. Solumuzda cKaraiplerin kristal suları uzanıyor bütün güzelliği ile. Playa Largo’ya yaklaştıkça tatil köyleri ve dalış organizasyon ofisleri başlıyor. Artık, kuzeye doğru çıkıyoruz.
Zapata Yarımadasını terk ediyoruz bir yandan. Bu yarımada, yüksek biyoçeşitlilik derecesine sahip denizi, resifleri, siyah mercanları, rengarenk mercan balıkları, karada kuş gözlemine imkan veren toprakları iguanaları, doğal plajları ve dalış noktaları ile turistlerin kâbesi durumunda.
Palpite, artık Matanzas’a yani Varadero’nun bağlı olduğu il sınırlarındayız. Yol boyu, rengarenk casa partıcular ve restoranlar çarpıyor gözüme.
Guama, sulak alanlarla çevrili bir yer, timsah çiftlikleri var. İsmini, Küba’nın ilk yerlileri olan Taino şeflerinden birinin isminden alıyor.
Doğal zenginliğin, biyolojik çeşitliliğin mekanı Zapata Yarımadası gerilerde kaldı artık. Kuzeydeki Auto Piste yaklaşırken, 11.40’da Pio Coa adlı bir tesiste mola veriyor şoför. Santa Clara giderken de benzer bir tesiste mola vermiştik. Sanırım devletin işlettiği bu tesislerde tip projeler kullanılıyor.
Beş kilometre kadar Auto Pista’da gidiyoruz, tam rahatlamışken, Varadero’ya uzanan kuzey yoluna giriyoruz bu kez. Çoğu, Küba’ya özgü lime limonun yetiştiği devasa arazilerden geçiyoruz, modern teknikler kullanılıyor gördüğüm kadarı ile ve tamamı damla sulama ile besleniyor.
La İsabel adlı köyden geçiyoruz, civarında yine modern sulama tesisleri ile donatılmış sonsuz muz tarlaları uzanıyor. Sonra, Jovellanos isimli eski ve büyük bir yerleşimden geçerken nostaljik buhurlar hissediyorum. Yol boyunca, güneşin insafsız sıcağından korunmak için evlerin kapılarının gölgesine sığınmış gruplar halinde Küba’lılar çarpıyor gözüme.
Ah, diyorum, aslında bir araç kiralayarak çok daha uzun zaman diliminde Küba kırsalını gezmek varmış. Öyle güzel manzaralar ve insan fotoğrafları vardı ki. Varadero’ya otuz kilometre yolumuz kaldı, 101 nolu yolda Küba’nın paket turizminin göz bebeği bölgeye giderek yaklaşıyoruz.
185 kilometrelik yol, sonunda bitiyor ve biraz daha bakımlı olan Viazul otobüs terminaline giriyoruz. Hayret kimseler yok, ne bici taksi var, ne ellerinde pankartlarla hanutçular veya müşteri karşılayanlar. Sadece yaşlı bir adam, elinde bir casanın buruşmuş fotoğraflarını tutarak boş gözlerle etrafa bakıyor.
Terminalin içinden geçip diğer tarafa çıkıyoruz. Burada iki taksi duruyor ama şoförler çok sükseli. Merkeze gidip, hosteli arasak belli ki en az 10 CUC vereceğiz. Geri dönüp adamın elindeki kağıtta adrese bakıyorum, terminalin hemen karşısında, hatta adam eliyle evi gösteriyor. Hiç uzatmadan tamam diyorum, adam 30 CUC’tan aşağı inmiyor, sürpriz de olmuyor Varadero’da fiyatların uçuk olduğunu biliyordum.
Birlikte, boş bir araziden geçerek casa’ya geliyoruz. Şimdiye kadar kaldıklarımız içerisinde en sevimsiz yer burası olacak anlaşılan. Varadero’nun yoğunluğunda kapı kapı casa aramaktansa iki gece için burayı sineyi çekmeye karar veriyoruz eşimle.
Varadero, Havana’ya 200 kilometre uzaklıkta bir ada iken kıyı bağlantısı sağlanmış. Bizim Ayvalık’taki Cunda Adası gibi. Tamamen turistlere dönük ve bu sektörde çalışanların barındığı bir kent. Gerçi, biz bunu doğrulayacak bir bilgiye raslamadık, pek çok evde, kendi halinde insanlar oturuyorlardı. Havaalanı da olduğundan, tatil amacıyla gelen turistlerin Küba’nın çok farklı boyutlarını ıskalayarak Küba hakkında Varadero’ya bakıp yanılabileceği aşikar.
Ada, ince uzun, birbirine paralel üç caddesi var, olağanüstü genişler ve kenarlarında asırlık ağaçlarla bezeli. Binaların çoğu ya yeni yapılmış ya da çok bakımlılar. Her yer restoran ve bar dolu. İncecik kara parçası üzerinde çoğu denize sıfır yüzden fazla otel bulunuyor. Adanın en geniş yeri, Google Earth’ten ölçtüğüme göre 1400 metre civarında. Burada, kitle turizmi hedeflendiği için casa particular geleneği önlenmiş, ama, bizim kaldığımız yerler gibi pek çok evde kaçak olarak misafir daha doğrusu müşteri kabul ediyorlar. Duyduğuma göre cezası 2000 CUC civarındaymış. Küba standartlarında bu para ödenesi değil, anlaşılan yerel yöneticilerle gizliden rüşvet ağı kurulmuş durumda.
Az sonra Atlantik Okyanusu kıyılarındayız. Ne var ki, ayağımızı denize sokunca hiç de ferahlatacak bir su ile karşılaşmıyoruz, oldukça soğuk. Kumsalda oturup etrafı temaşa ediyoruz bir müddet sonra da, Varadero’nun ana arterlerinden Avenida Primera boyunca yürürken, köşede Restaurant Melaito’yu görüyoruz. Güzel, temiz bir yer, fiyatları da ürkütücü değil. Küba’nın geleneksel Roba Vieja’sını söylüyoruz, yanında Meksika pirincinden esmer pilav ve salata ve tabii ki iki şişe Bucanero bira.
Sonra cadde boyunca yürüyerek Parque Josone’a geliyoruz. Her ne kadar daha Varadero’nun çılgınlığını görmesek ve yaşamasak da, Park Josone, 1940’lı yıllarda rom imalatı yapan bir aileye aitmiş. Şimdi bir yeşil cennet ve sessizlik vahası olarak, bizim gibi sükünet arayanların kaçış yeri olmuş. Gölde su bisikletleri, sandalları kiralayarak gezmek mümkün.
Palmiyelerin aksinin gölün sularında titreştiği güzelliği oturduğumuz banktan seyrediyoruz. Bu sırada harika bir klasik Amerikan arabası geliyor karşımıza. İçinde evlenecek bir çift var belli, fotoğrafçı ile gelmişler, durmadan fotoğrafları çekiliyor. 1959 model Cadillac El Dorado modeli, beyaz otomobili rüya gibi seyrediyorum.
Sevdik Park Joson’u ilk bakışta. Sol tarafta Beatles Bar’da yüksek volümlü müzik bile keyfimizi bozamaz oluyor. Amerika’lı kadınlar canlı müziğin ritminde kah caz, kah salsa yapıyorlar kahkahalar atarak.
Sonra tekrar sahile iniyor, yine Atlantik sahillerinin beyaz mercan kumlarına uzanarak Turkuaz hâreleri ile göz alan denizi seyrediyoruz. Bugün olmadı ama, yarın denize girme niyetindeyiz.
Caddeler hareketlendi hava karardığında, caddelerin ışıkları, barlar daha belirginleşti. Günün yorgunluğunu taşıyoruz 35. Sokaktaki odamıza ve Havana Club’ın eşsiz terapisine sığınıyoruz.
28 OCAK 2017 ( VARADERO )
Akşam içinde kaybolduğum deliksiz uyku sabaha karşı yağmur sesleri iler deliniyor. Evin etrafındaki boş tenekelere çarpan yağmur tanelerinin çıkardığı sesi önce anlayamıyorum, merak ederken tekrar uykuya sığınmışım.
Hava çok kapalı bugün, oysa biz denize girme niyetindeydik. Gerçi tropik bir iklim içindeyiz, gün boyunca hazır olmalıyız fırsat bulunca denize girmek için.
Kaldığım yer enteresan, demir bir kapıdan girince, sağlı sollu sıradan küçük evlerde bir çok insan yaşıyor. Sabahleyin bir çok genç kadın ve kızlar kahvaltı hazırlama telaşına düştüler.
Kapıdan girince, bahçede çok güzel bir araç duruyor, her geliş geçişimde hayranlıkla bakıyorum. Ford’un Morris Eight modeline benziyor ama emin değilim.
Tam çıkmaya niyetlenirken felaket bir yağmur boşanıyor. Ancak, saat 10.00’da kendimizi dışarı atabiliyoruz. Anlaşılan bugün sürekli yağmurla dolaşacağız. Yerlerde birikmiş suların kenarlarından dolaşarak kaymadan yürümeye çalışıyoruz. Garip bir kayganlık var yollarda, önümüzde Amerikalı’lar sık sık kayıp düşüyorlar.
Dün yürüdüğüm yolun tersine yürüyoruz, niyetimiz Varadero’nun en sükseli yerlerinden Goviata Marina’ya gitmek. Burada gezmenin en pratik yolu Hop off- Hop on otobüsler olacak sanırım. Karşımıza çıkan durakta beklemeye başlıyoruz ( 5 CUC ). Gecikmeden geliyor ve terasından otobüsün Varadero seyrine başlıyoruz. Pek çok otel önünden geçiyoruz, çok eskileri de var, henüz inşaat halinde olanları da, ama, içlerinde bir tane estetik kaygı gözetilerek yapılmış bina göremedim.
Pek çok golf sahası var, gerçekten de Varadero’da Küba ruhu yok. Yollarda gruplar halinde gezen yaşlı Amerikalı ve İspanyol turistler çarpıyor gözüme. Maps.me’den gezdiğimiz yerlerin nereleri olduğunu öğrenmek daha da öğretici oluyor.
Sonunda Goviata Marina’ya geliyoruz. Marketleri kafeleri ile hele marinadaki katamaran ve lüks yatları ile buranın Küba olduğuna görmesem inanmazdım. Aynı seri katamaranlar ve tekneler anlaşılan zengin turistlere kiralanıyor. Yanyana dizilmişler hepsi yepyeni.
Kafeden caz müziği yayılıyor, başka bir köşeden başka bir ritmi ile sonlar geliyor kulağıma. Baştan başa dolaşıyoruz. Havanın pusuna, ilerideki konaklama tesislerinin sessiz
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder